Kavga denildiğinde akla gelen sille, tokat gibi şiddet göstergesi olaylardır. Fakat Türk edebiyat tarihinde ise kavgalar kimi zaman çocukça, kimi zaman ise düşmana bile söylenmeyecek ağır sözler ile yaşanmıştır. Nâzım Hikmet 1935’te Peyami Safa ile yaptığı kavgayı, güreşe benzeterek, “usül”ünü şöyle açıklıyordu: “…çünkü bu güreşte… gerçekten sırtın yere geldi mi diye bakmazlar; en çok cakalı peşrev yapana, gürültü koparana hak verirler. ”Gerçekten böyle mi oldu bilinmez ama gazeteci yazar Emin Karaca 1950 yılından itibaren edebiyat camiasında yaşanan tartışmaları “Bay Ataç Gocunmasın Hiç” / Türk Edebiyatında Unutulmayan Kavgalar kitabında topladı. Kimler yok ki bu tartışmaların içinde… Edebiyat dünyasının adlarını sıkça duyacağı Fethi Naci ve Vedat Günyol’la karşılaşıyor okur ilkin… Sonra yılların kıdemli eleştirmeni Nurullah Ataç, Varlık’ın ve Varlık Yayınları’nın sahibi Yaşar Nabi, 1952 yılında girdiği eleştiri dünyasında tutarlılığını hiç kaybetmeyen Memet Fuat, ağır sövgülerle kapışan Peyami Safa ile Necip Fazıl, sataşmalarıyla ünlü Tahsin Yücel, ağır eleştirilere maruz kalan Kemal Tahir, hırçın kavgalarıyla tanınan Vedat Türkali, Enis Batur, Hilmi Yavuz ve daha pek çok isim sırayla arzı endam ediyorlar… Eğlenceli olduğu kadar düşündürücü de bu tartışma ve kavgalar… Esere yoğunlaşan okur, ülkemizde var olan eleştiri kültürünün nerelerden nerelere geldiğini de bu tartışmaların da toplumsal yansımasını da mutlaka eser içinde görecektir.