Zamanında bir hizmetçi, beyfendi ve hanımefendi kılığına girmiş bir isim. Macaristan’da yaşayan en büyük yazarlardan birisi Sándor Márai, yalanı, gerçeği ve sadakatı , arzulanan istekleri ve toplumsal ilişkilerde ki bireyler arasında ki dürüstlük ve tutukluğu, sevgiyi ve ayrılığı usta bir dille anlatırken, ikinci büyük savaşa doğru yuvarlanan bir evrende, “yaşamak” ve “var olmak” arasında ki derin uçuruma ve cesareti ile değerli okuyucularını serüvene çıkartıyor.
Orta Avrupa’nın burjuva dünyası sessizce çökerken tutku, özlem ve gelip geçicilikle sarmalanmış bir hikâyenin keskin köşelerinde yalnızlıkla sınanan iki kadın ve bir adam: Gerçek aşk daima ölümcül müdür?

Usta yazar Sándor Márai, aşkın ne kadar ağır olabileceğini son derece büyük bir derinlikle anlatıyor; iki savaş arasındaki toplumun ahlaki portresini, eşine az rastlanır bir duyarlılıkla çiziyor. – Stern

Günün birinde uyandım, yatağımda doğrulup oturdum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediği­miz ve umduğumuz şey yok. Kusuru olmayan bir insan olamaz, böyle birşey mümkün değildir. Mutluluk saçan ve harikulade tek adam aslında hiç yaşamadı. Sadece bu hayatta sönük bir ışığı yakmaya çalışan insanlar var…