Düşman askerleri binanın yakınlarına hızlı hızlı yaklaşıyordu. Deanne o an afalladı bir süre. Koskoca bir sessizlik hakimdi Deanne; elindeki usturanın üzerinden akan kanın, ahşap zemin üzerinde çıkardığı sesi duyabiliyordu. Karanlık hangarda sağır edici bir sessizlik hâkimdi. Zamanı kalmamıştı artık. Karşısında açık duran pencereden gördüğü tepelere, çaresizce baktı. Ondan gelecek olan işareti, sabırsızlıkla bekleyen yüzbaşı ve adamlarının orada olduklarını biliyordu. Gecikmiş olması tüm planı alt üst edebilirdi! Ancak işlerin bu raddeye gelebileceğini kimse tahmin etmemişti. Bunca adamı çıplak elleriyle öldürmesi gerektiğini bilse, asla bu görevi kabul etmezdi! Oysa şu ana kadar da her şey planlandığı gibi gitmişti…

Dışarıdan gelmeye devam eden düşman askerlerinin ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. O anda kendine geldiğinde yapılacak tek bir şey kalmıştı. Bombanın fitilini kesip kısalttı. Hemen ardından zamanı kalmadığı için kestiği fitilleri tekmeleyerek bir kenara savurdu. Patlamayı çabuklaştırmak için yanan kibrit çöpünü, hiç düşünmeden direkt barut fıçısının içine doğru fırlattı…

“Affet beni…” Sözlerini tamamlayamadan havada yanarak takla atan kibrit çöpü, siyah barut tozuyla buluştuğu anda alev aldı. Patlayan bomba Deanne’nin yüzüne çarptığı an kan gölüne dönmüştü hangar. Tüm günahlardan temizlenircesine havaya uçtu.